Geri git   Romantik resimler, Smileyler, Gifler, Gül Resimleri, Travel Guide, Tatil Merkezleri, Oteller, Hotels, Türkiyede Tatil, Türkiyenin en büyük resim sitesi > AŞK ADINA HERŞEY > Aşk Mektupları, Sevgiliye Mektuplar, Sevgi Dostluk Mektupları, Veda Mektupları,

Aşk Mektupları, Sevgiliye Mektuplar, Sevgi Dostluk Mektupları, Veda Mektupları, Aşk Mektupları, Sevgiliye Mektup, Aşk Mektubu, Ask Mektupları

   

attention: Konuya cevap yazmadan yazı ya da resim kopyalayamazsınız.

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler
Eski 10-13-2011, 08:23 AM   #1
Derin
GÜNEŞ'in AY'a ∂єяiη aşkı
 Derin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Bitmeyen Bir Aşkın Öyküsü,aşk Mektupları, Sevgiliye Mektuplar, Sevgi Dostluk Mektupları, Veda Mektupları, Aşk Mektupları, Sevgiliye Mektup, Aşk Mektubu, Ask Mektupları





Bitmeyen Bir Aşkın Öyküsü

İhtiyar adam kerpiç damın içinde gezinip durdu. Duvardaki esinin resimlerine takılıp kaldı gözleri bir süre, derin bir iç çekti… ”Hey gidi Ferhat Ali heyy! Hey gidi günler! Nerede o daldan dala atlayan gençlik yılları, tuttuğunu koparan, o mutlu baharlar, mutlu yazlar, nerede etrafında fır dönenler? Simdi su evde tek basına, kimsiz, kimsesiz. Sesine ses veren yok. Ölsen kim duyar?” Aynaya baktı bir süre, avurtları çökmüş, alnında derin çizgiler. Saçı, sakalı uzamış, yüzü kırış kırıştı. Gözlerinde derin ve korkunç bir hüzün vardı. Yasadığı mutlu günleri düşündü Ferhat Ali. Esi Gülizar geldi gözlerinin önüne. Yüzünde acı bir ifade belirdi. Göz çukurlarından yanaklarına doğru damla damla yaşlar süzüldü birbiri ardına… Bir ömür bütün güzellikleri birlikte soluklamışlardı, birlikte göğüs germişlerdi zorluklara. Üzüldüklerinde beraber ağlamışlardı, sevindiklerinde beraber gülmüşlerdi.

Çocukları olmamıştı ama bütün dedikodu ve beraberliklerini bozmak isteyenlere inat daha çok perçinlemişlerdi sevgilerini. Neler yasamamışlardı ki hayatta, bu yalan dünyada neler görmemişlerdi ki. Ayırmaya kalktıklarında kimse onların yüreğini yakan tertemiz sevdalarını düşünmemişti. Oysa onların sevdaları her şeyin üstünde, evlilikten de öteydi. Söz vermişlerdi sevdalarına, daha önemlisi birbirilerine. Gülizar’sız hayat yoktu ihtiyar adam için, onsuz yasayamazdı, bu Gülizar için de öyleydi. Sevgilerini içlerine gömüp birbirini bırakamazlardı. Aldırış etmemişti kimsenin sözüne ihtiyar adam, ayrılmamıştı Gülizar’ından. Çünkü yasarsa onun için yasayacaktı, sevdası için yaşayacaktı. "Çocuğu olmuyorsa salt Gülizar mı suçluydu belki kabahat kendisindeydi de." Her defasında İsraf ettikleri, kaybettikleri güzellikler karşısında birbirilerinin gücüne inanarak, sarsılmaz sevgilerinin sağlamlığına dayanarak üstesinden gelip sürdürmüşlerdi hayatini. En zor koşullarda bile sevgiyi, mutluluğu kazanma ve perçinleme yolunda hep ayni rüyayı görmüşlerdi, hep ayni sızıları duymuşlardı yüreklerinde, ayni pişmanlıkları yaşamışlardı. Bedenleriyle değil, yürekleriyle ayni yolu yürümüşlerdi. Hiç ihanet etmemişlerdi yüreklerine… Hiç ihanet etmemişlerdi sevgilerine… …

- İki ihtiyar yalnız kalınca tek bir şey söylemeden birbirine bakakaldılar: Yüreği kan ağlıyordu ihtiyar adamın. Yaşlı kadın gözleri açık hiç kıpırdamadan yatağına büzülmüş yatıyordu. İhtiyar adam bu ölümüne sevdiği kadının yanına uzandı. Yaşlı kadın boynunu uzatıp yüzünü okşayan eline değdirdi. “Zavallı hayat arkadaşım benim artık ikimizde de iş kalmamış” deyip derin bir iç geçirdi ihtiyar adam…

İhtiyar adam hayat arkadaşını bekleyen büyük acıyı düşünüyordu… Şimdiden bu acıyı yüreğinin taa derinlerinde duyuyordu. Perişan durumuna, yaşlılığına, çektiği acıya yanıyor, elinden bir şey gelmediği için de kahroluyordu. İlk kez yüreği bu kadar sancıyordu…. İlk kez bu kadar çaresiz hissediyordu kendini. Doktorların bir kaç aylık ömrü kalmış demelerine karsın, inanmak istemiyordu bir türlü bu sonuca. Ölünecekse de beraber öleceklerdi…

Dışarıda durmadan şimşekler çakıyordu, sessizliği bozan bu gürültüyü duymuyorlardı bile. Anılarına gömülmüşlerdi her ikisi de. Gözlerini alabildiğine uzanan karşı dağlara dikmişlerdi. Sönmeye yüz tutmuş anılar uyanıyordu her ikisinin belleğinde, çok gerilerde kalmış mutluluk günleri canlanıyordu. Dalgınlığı dağılmıştı yaşlı kadının, ince bir hüzün soluk yanağından bükülüp dudağının kıvrımına iniyordu. Yüzünün inceliğini, solukluğunu okşadı, elmacık kemiğindeki soluk çillerini öptü ihtiyar adam. Yaşlı kadının gözlerinden iki damla yas süzüldü. “Öyle yalnız ve çaresiziz ki Ferhat Ali, bizden başka kimse yok içimizde biliyor musun” dedi yaşlı kadın..

Ortalık kararmıştı. Günün, en bahtiyar insanlarını bile az çok gamlandıran bir saatti. Yıllarca her şeyini paylaştığı ve kalbinden bir parça demek olan bir insani ölüme terk etmek kolay değildi. Bütün soruları yanıtsız bırakıyordu ihtiyar adam, ağzını bıçak açmıyordu. Zar zor elindeki bastona yaslanarak kalktı yerinden, iki bardak çay doldurup geri geldi. Yaşlı kadın bir kaç adım ötede kıpırtısız yatıyordu, eski bir yatağın içinde kıvrılmış olarak küçücük bedeniyle…

İhtiyar adam geçmişteki bütün bu güzelliklerin kıymetini ise Gülizar’ın hasta düştüğünde daha iyi fark etmişti. O ulaşılmaz temiz sevgileriydi ki; gönülleri arasında yıkılmaz köprüler kurmuş. Gözlerine fer, gönüllerine ve ruhlarına aydınlık katmıştı, kapılar açmıştı mutluluklarına. Hayat yolunda yalpaladıkları, sarsıldıkları olmamış mıydı? Olmuştu. Çok defa uçurumun kenarından dönmüşlerdi ama bütün bu engeller ve zorluklar vız gelmişti sevgilerinin gücüne. Ama simdi öylemiydi, zaman rüzgâr olmuş, yaprak gibi savuracaktı onları. Güçleri yetmiyordu, her birini bir yana düşürecek, ayıracaktı biri birinden.

-Yaşlı kadın her gün biraz daha hastalığın pençesinde kıvranıyordu. Seven kalbi belli ki artık bu hastalığa daha fazla dayanamayacaktı. Kerpiç evinin o küçük odasında her gün biraz daha solmaktaydı. Gözü yaşlı, boynu bükük bir şekilde ölümü bekliyordu…

Gözlerini kapadı yaşlı kadın, bu küçük odada yalnız kaldığında gözyaşı dökmekten bıkmıştı… Yinede engel olamıyordu pınar gibi çağlayan gözyaşlarına. İhtiyar adamı düşündü ne yapacaktı zavallı yapayalnız bu dünyada, hastalanınca kim bir sıcak çorba verecekti. Yaşlı kadın kendi ölümünden çok kocası evin deliğinde yapayalnız ve kimsesiz kalacağına içi yanıyordu. "Bu dağ başında yapayalnız, kimsesiz yaşlı bir ihtiyar, tek başına nasıl yaşardı? Kim ekmeğini, aşını pişirir." Bunu düşünmek bile içini burkuyordu.

Yaşlı kadın hep bunları düşünüyordu. Kocası evden çıktığı zaman hep ayni şeyleri düşünüyor, anıları bir film şeridi gibi gözünün önünden geçiyordu… “Eskiden köy ne kadar kalabalık, ne kadar canlıydı, yaz aksamları, harman günleri, hele güz ayları düğün düğün üstüne olurdu. Kış ayları her akşam bir yerde toplanıp köy yaşlılarınca hikâyeler, masallar anlatılırdı. Şimdi köy ıpıssız, bizim gibi bir kaç yaşlı kimsesizden başka kimsecikler kalmadı. Kimileri büyük şehirlere, kimileri Avrupa’lara gidip yerleşti. Buraları terk edenler, bir gün geri dönüp gelirler mi bilmem?

-İhtiyar adam, usulca yaşlı kadının başına dokunup bir öpücük kondurdu alnına: “Gülizar kadınım uyan ben geldim” Değirmende sıra beklemekten eve geç kalmıştı. Yaşlı kadın, hafifçe silkinerek gözlerini açtı, yerinde doğrulmaya çalıştı ama doğrulamadı. Elinin tersiyle ağzını kapayıp esneyerek: “Ben de seni beklerken uyuya kalmışım. Bu gün bana bir hal oldu. Durduğum yerde dalıp dalıp gidiyorum”. Yaşlı kadın, başını yastığa dayayıp, karşısında ayakta duran ihtiyar adama dalgın dalgın gülümsüyordu. Eliyle yanında yer göstererek: “Otursana canımın direği” dedi. Karısının biraz daha iyi olduğunu görünce İhtiyar adamın yüzündeki yorgunluk, endişe ve gerginlik geçti. Ama yaşlı kadının yanaklarında ağır bir hastalığın zehrinden yeni uyanmış insanlara mahsus bir solukluk dalgalanıyordu. İhtiyar adam, belini tutarak bastonuna dayanıp oturdu yatağın bir ucuna. Yaşlı kadının içine bir şeyler doğmuştu sanki. “Bu beraber son gecemiz belki. Belki de son gülüşümüz, son bakışımız, son el ele tutuşumuz. Sıkı tut ellerimi bırakma Ferhat Ali.” Yıllar yılı birlikte sevindiği, kahir çektiği, kahir çektirdiği eşinin sıkıca tuttu elini İhtiyar adam…

Parmaklarının arasında hafifçe okşadı güçsüz ellerini. “Ne kadar acı çekip, ne kadar çabuk yaşlanıyoruz, ne kadar az yaşıyoruz değil mi Ferhat Ali?. Çekip giderken kime ve nereye bırakacağız anılarımızı, sığar mı bu daracık yere?” diyordu. Dalıp gitmişti yine ihtiyar adam. Kar altında bir dağ köyü gibiydi şimdi anıları, tavana asılıp kalmıştı gözleri. Gözlerini kapattı, duman duman hüzün çöktü üzerine. Şimdi anlıyordu ki bir kurşun kalem, bir de silgi gerekliydi yazıp yazıp silmek için kanayan yerlerini, bu kısacık ömründe. Yıllarca yazdığı şiirleri Gülizar özenlice saklamıştı. Yine de arada sırada bir şeyler karalamayı severdi.

Geç saatlerde yaşlı kadının rengi sapsarı kesilmişti. Göz kapaklarını zar zor açıyordu, tekrar elini uzatarak bir şeyler söylemek istedi yaşlı kadın ama söyleyemedi, dili ağırlaşmıştı… Dudakları titredi, gözleri doldu, içten bir bakış attı eşine. Salt acıydı bakışları, konuşmak istedi konuşamadı. O cıvıl cıvıl hep yaşama sevinci dolu, her şeye rağmen kendisini teselli etmeye çalışan Gülizar’ı bumuydu. Ağlamamak için kendini zor tutuyordu ihtiyar adam. Eli ihtiyar adamın elinde öylece uykuya dalmıştı yaşlı kadın. Sabah bir telaşla uyandı ihtiyar adam, yaşlı kadının nefesini dinledi. Yüreğinden bir şeyler koptu. O kocaman dev gibi adam küçük çocuklar gibi sarsıla sarsıla ağladı. Yorgun…

Örselenmiş, ama içi Gülizar’ın sevgisiyle dolu yüreği paramparçaydı şimdi… “Vay benim kara yazgım vay!… Ne olacak simdi benim halim! Bu daracık yerde tek başıma ne yaparım, kiminle bölüşürüm anılarımı… Kiminle bölüşürüm acılarımı… Bırakıp gitme beni. Vay benim başıma… Vay ki, vayyy…‘’ ……..

-Arada günler geçmiş, dalıp gitmişti harman yerinde ihtiyar adam. O arada bir sivrisineğin eline sokmasıyla kendine geldi. Düşüncelerinden sıyrıldı. “Sızlanmayı bırakıp ise bakmalı gayri, şimdi iş zamanı…” “Çalışmasam bu değirmen dönmeyecek, hem hazır para çabuk suyunu çeker. Zor günlerde elinin altında biraz para olmalı ki, Hasta olursan ilâç, kefen paran olsun hiç değilse, ele güne karşı rezil olmayasın.” Deyip kendi kendine konuştu. İhtiyar adam derin bir yalnızlık duygusuna kapıldı. Taşlı yolda ayaklarını sürükleyerek dağ yoluna doğru yöneldi.

Tasalı bir yürek ve karmakarışık düşüncelerle koca bir dünyada yapayalnızdı artık. Sevmişti Gülizar’ını, hiç kimsenin anlayamayacağı, sevemeyeceği, hiç düşünmeden uğruna canını verebileceği kadar çok. Uykularını paylaşmışlardı geceler boyu, uykusuzluklarını. Askere gittiğinde hep Gülizar’ını düşlemişti, ışıl ışıl gözlerini nereye gitse, ne yapsa hep yanında taşımıştı. O dünyalara sığmayacak aşklarını küçücük yüreklerine sığdırmışlardı. Hep bir gün kavuşacağı günün hayaliyle avutmuştu kendini. Ayrı geçen her gününü yaşanmamış sayardı.

Gökyüzü zifiri karanlıkken, zorlu bir dünyada bile onlar hep el ele sevdanın, sevincin içineydi. Hep birlikte olmaktı temennileri, düşleri. Beraber yaşayıp beraber ölmekti. Hep pembe düşlerle yaşamışlardı, içinde sevginin, saygının bolca olduğu, içinde sadece ikisinin bulunduğu, sakin, sade, gösterişten uzak bir dünyaları vardı. Bu kısacık ömürlerinde en güzel geceleri, günleri en güzel sevinçleri paylaşmışlardı. Sevmeyi, özveriyi ondan öğrenmişti ihtiyar adam. Yüzü gülerken, içinde mutlu olabileceğini öğretmişti ona. Yaşamanın onunla güzel olduğunu göstermişti.

Şimdi onsuz yaşamanın ne kadar mutsuz ve anlamsız olduğunu düşünüyordu ihtiyar adam. “Hep birlikte olmalıydık biz”, diyordu “öyle güzeldi hayat. Söz vermiştik birbirimize, sözümüzü tutamayacağımızı bile bile. Feleğe söz geçiremedik, her inlediğinde yüreğim hançerlendi benim. Çiçeğimdi o, incinirse boynu bükülür diye dokunmaya dahi kıyamazken, o amansız hastalık halden hale sokmuştu onu.” İste hayat nasıl onları bir araya getirdiyse, öylece ayırmıştı yollarını.

Günler günleri kovalamıştı, aylar ayları, yıllar yılları. Ve hasreti her gün biraz daha derinleşmişti. “Acıdır, sonsuza dek koptuğunu anlamak; ama dayanmak gerek, ayağını toprağa basmak gerek yine de” diyordu ihtiyar adam… İhtiyar adamın gözleri yaşarmıştı. Günün ışıkları sakalında takılıp bir kaç damla gözyaşını ışıldatmıştı. İhtiyar adam başını kaldırıp güneşin doğusuna baktı bir süre. Uzakta bir kuş sürüsünün havalanışını gördü. “Uçun” diye geçirdi aklından, gidin dilediğiniz yere. .. Kanatlarınız yoruluncaya dek uçun!… Can sıkıntılarını yüreğine doldurduğu acılı günleri yaşıyordu ihtiyar adam.

Akşam olurken simsiyah kederler çöküyordu üstüne. İçinde biriktirdiği mutlu yıllardan teselli arıyordu. Sağ eliyle yanaklarını ıslatan yaşlarını silip oturduğu yerden ayağa kalkarak bastonunun da yardımıyla ağır aksak yürümeye koyulmuştu… Her ne kadar ağlamamaya çalışsa da, ağlamaktan kan çanağına dönmüştü gözleri. Yüreğini paylaştığı, bir ömür beraber yaşadığı Gülizar’ı yoktu artık… Yürürken Gülizar’ı düşünüyordu hep ve ihtiyar adam zaman zaman, kendini o mutlu günlerde buluyor, içinde hiç bir acı ve ümitsizlik hissetmiyordu sanki…

Ağlıyor ve arkasına bakmadan yürüyordu… Evine mi? Köyüne mi? Hayır… Gidiyordu işte gözyaşlarını geride bırakarak…. Darmadağın olan yüreğini vurup sırtına gidiyordu. Ama nereye gittiğini ne kendisi ne bir başkası biliyordu… Derin bir göğüs geçirdi; dönüp son kez evine baktı ve dönmemek üzere yürüdü Munzur’a doğru. .. Ardında sevdiği kadını ve binlerce hatırasını bırakarak…



Bu Konuyu Facebookta Arkadaşlarınla Paylaş






<------------------------ İmza ------------------------>
Derin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
The Following 2 Users Say Thank You to Derin For This Useful Post:
Afet-i Devran (02-05-2012), Gülce (10-13-2011)
Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş =)
Sayfayı E-Mail olarak gönder
Eski 10-13-2011, 08:39 AM   #2
Gülce
Güllerin Prensesi
 Gülce - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart

Bedenleriyle değil, yürekleriyle ayni yolu yürümüşlerdi. Hiç ihanet etmemişlerdi yüreklerine… Hiç ihanet etmemişlerdi sevgilerine… …

işin özü bu işte.
uzun bir yazı olmasına rağmen içinde hayatlarımıza dair çok güzel hisseler vardı.
yaşantımızdaki eksikliklerle değilde var olan güzellikleri görmek sanırım mutluluk sebebi.teşekkürler derin







<------------------------ İmza ------------------------>
Gülce isimli Üye şu anda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
The Following 2 Users Say Thank You to Gülce For This Useful Post:
Afet-i Devran (02-05-2012), Derin (02-10-2012)
Eski 02-05-2012, 10:50 AM   #3
Afet-i Devran
Yaz Sefasında
 Afet-i Devran - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart



http://www.gifanimasyon.com
 







<------------------------ İmza ------------------------>
Afet-i Devran isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
The Following User Says Thank You to Afet-i Devran For This Useful Post:
Derin (02-10-2012)
Eski 02-10-2012, 09:40 AM   #4
Derin
GÜNEŞ'in AY'a ∂єяiη aşkı
 Derin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart

Her iki güzel yüreğe teşekkürlerimi iletiyorum







<------------------------ İmza ------------------------>
Derin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Eski 02-10-2012, 12:50 PM   #5
Afet-i Devran
Yaz Sefasında
 Afet-i Devran - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart





































































Люди

TEŞEKKÜRLER.


 























<------------------------ İmza ------------------------>
Afet-i Devran isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
The Following User Says Thank You to Afet-i Devran For This Useful Post:
Derin (02-10-2012)
Eski 02-13-2012, 09:40 PM   #6
Derin
GÜNEŞ'in AY'a ∂єяiη aşkı
 Derin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Aşk neydi?

AŞK NEYDİ?
Denizin içine doğru süzülen yeşil bir ışık huzmesi görüyorum ve içinden geçmeye çalışan balıkları...Yeni bir başlangıcın işareti olduğunu düşünüyorum o an bütün bunların... Sonun başlangıcı...
...
Bana gittikçe uzaklaşan bir geminin sol yanıydım. Gemi bensiz yol olabildi ama ben düşmek zorundaydım. Martılar eşlik etmedi yalnızlığıma belki, ama, bir veda türküsü çağırdılar... Öylesine... Uzaklardan... Bütün evren kulak kesildi bu melodiye... Kuşlar kanat çırptı semada, bu kez bana veda ederken ve denizin derinliğine doğru usul usul süzülen aciz varlığıma bakarken... Ne çok canım yandı kim bilir suyun dibine çöküşümde... Dibe... En dibe vuruşumda ne çok canım yandı... Yaralarımı sarmaya çalıştım... Sanıyorum ki sardım da... Yaralar; ince ince, sızı sızı... Sarıldılar... Zamana bırakılan ah bu gizli yaralar... Kendim için seçip, süslediğim bu gizli yara...
Sonra su yüzüne çıkmak için bedenimde ki tüm demir yığınlarını kaldırdım. Hafifledim...; Nihayet suyun yüzündeydim ve artık nefes alabiliyordum... Şükrettim... Hamdettim... Acemi, yalnız ve öksüz bir balık misali korkak bakışlarla, o yeşil ışık huzmesine pervane oldum. Sürüklenebilirdim oysa, o ışığı bulmasaydım, girdaplara doğru yol alabilirdim...
Bir gemi gördüm o vakit, çaresizlikten bu kadar yorgun düşmüşken hem de... Sol yanı kırık bir gemiydi o ve benim ellerimden tuttu. O geminin sol yanı oldum... Kendi yarama merhem olsun diye, büyük bir yarayı teknik bir hadiseyle kapadım.
O an anlamıştım ki; çizecek çok sayfalarım, yazacak çok satırlarım vardı... Bir sonun başlangıcına, derin bir mutluluğa doğru yol almıştım...
Ve o an içimde ki, gözlerinden umut taşan çocuğun hala hayatta olduğunu fark ettim... Onu dinledim...Artık biliyordum ki;
Aşk güçlüydü...
Aşk cesurdu...
Aşk nefesti...
Aşk büyüktü...
Aşk erişilmezdi...
Aşk eşsizdi...
Aşk pervasızdı...
Aşk sessizdi...
Aşk söylenmeyen son sözdü...
Aşk zamansızdı...
Aşk beyaz bir sayfaydı...
Aşk amansızdı...
Aşk özlemdi...
Aşk beklemekti...
Aşk kalbinin emin ellerde olduğunu bilmekti...
Aşk acıydı...
Aşk savaştı...
Aşk barıştı...
Aşk mutluluktu...
Aşk yaşamaktı...
Aşk ölmekti...
Aşk tezattı...
Aşk güncel bir boşluktu...
Aşk ASLI olmaktı...
Aşk KEREM' ini bulmaktı.
Aşk kanatlarımın olduğunu hissettirendi...
Aşk asi başımı dize getirendi ...
...
Sahi, AŞK neydi?



AŞK SEVDİĞİNE KIYAMAMAK UÇURUMLARDAN GÖZÜ KAPALI ATLAMAKTIR..
SEVDALANDIĞIN YÜREKTE VAROLDUĞUNU ANLAMAKTIR..
BİLE BİLE DOĞRU ŞIKLARI BIRAKIP YANLIŞ OLANI İŞARETLEMEKTİR...
AŞK GÖKYÜZÜNDE KANATSIZ UÇMAKTIR...

AŞK YANMAKTIR VE SEVE SEVE BU YANGINLARA KATLANMAKTIR










<------------------------ İmza ------------------------>
Derin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç Cevapla

Etiketler
ask mektupları, aşk acıydı, aşk amansızdı, aşk asi başımı dize getirendi, aşk aslı olmaktı, aşk barıştı, aşk beklemekti, aşk beyaz bir sayfaydı, aşk büyüktü, aşk cesurdu, aşk erişilmezdi, aşk eşsizdi, aşk güçlüydü, aşk güncel bir boşluktu, aşk kalbinin emin ellerde olduğunu bilmekti, aşk kanatlarımın olduğunu hissettire, aşk kerem' ini bulmaktı, aşk mektubu, aşk mektupları, aşk mutluluktu, aşk nefesti, aşk neydi?, aşk pervasızdı, aşk savaştı, aşk sessizdi, aşk söylenmeyen son sözdü, aşk tezattı, aşk yaşamaktır, aşk zamansızdı, aşk ölmekti, aşk özlemdi, bitmeyen bir aşkın öyküsü, sahi, sevgi dostluk mektupları, sevgiliye mektup, sevgiliye mektuplar, veda mektupları

Seçenekler

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Söyle sen hiç aşık oldun mu?, Aşk Mektupları, Sevgiliye Mektuplar, Sevgi Dostluk Mektupları, Veda Mektupları, Aşk Mektupları, Sevgiliye Mektup, Aşk Mektubu, Ask Mektupları multimedia Aşk Mektupları, Sevgiliye Mektuplar, Sevgi Dostluk Mektupları, Veda Mektupları, 4 02-10-2012 11:55 AM
Siyahsın sen, Siyahtan başka rengi yok çünkü zulmün, sitem dolu mektup, Aşk Mektupları, Sevgiliye Mektuplar, Sevgi Dostluk Mektupları, Veda Mektupları, Aşk Mektupları, Sevgiliye Mektup, Aşk Mektubu, Ask Mektupları multimedia Aşk Mektupları, Sevgiliye Mektuplar, Sevgi Dostluk Mektupları, Veda Mektupları, 8 10-12-2011 10:18 PM
Seni Seviyorum, sevdiğimi söyleyemedim, Aşk Mektupları, Sevgiliye Mektuplar, Sevgi Dostluk Mektupları, Veda Mektupları, Aşk Mektupları, Sevgiliye Mektup, Aşk Mektubu, Ask Mektupları multimedia Aşk Mektupları, Sevgiliye Mektuplar, Sevgi Dostluk Mektupları, Veda Mektupları, 2 10-02-2011 05:33 PM
sevgilim senden ozur diliyorumAşk Mektupları, Sevgiliye Mektuplar, Sevgi Dostluk Mektupları, Veda Mektupları, Aşk Mektupları, Sevgiliye Mektup, Aşk Mektubu, Ask Mektupları Dejavu Aşk Mektupları, Sevgiliye Mektuplar, Sevgi Dostluk Mektupları, Veda Mektupları, 1 09-27-2011 11:25 AM
Biten bir aşkın ardından ne yazılır, veda mektubu, sevgliye veda mektubu, sitem hüzünlü mektuplar, Aşk Mektupları, Sevgiliye Mektuplar, Sevgi Dostluk Mektupları, Veda Mektupları, Aşk Mektupları, Sevgiliye Mektup, Aşk multimedia Aşk Mektupları, Sevgiliye Mektuplar, Sevgi Dostluk Mektupları, Veda Mektupları, 5 09-24-2011 09:26 PM

>

Bütün Zaman Ayarları WEZ +1 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 07:17 PM .


Design By: Miner Skinz.com
Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2012, vBulletin Solutions, Inc.
Forum SEO by Zoints
Korkmaz
sirketrehberi.gen.tr
Kültür,Sanat Şiir