![]() |
|
|||||||
| Aşk Mektupları, Sevgiliye Mektuplar, Sevgi Dostluk Mektupları, Veda Mektupları, Aşk Mektupları, Sevgiliye Mektup, Aşk Mektubu, Ask Mektupları |
| attention: Konuya cevap yazmadan yazı ya da resim kopyalayamazsınız. |
![]() |
|
|
Seçenekler |
|
|
#87 |
|
|
![]() harika hepside ellerine sağlık ablacığım ![]() ![]() ![]() |
|
|
|
| The Following 4 Users Say Thank You to D@rkAngeL For This Useful Post: |
|
|
#88 |
|
Yaz Sefasında ![]() |
bu bize çok lazım valla ![]() |
|
|
|
| The Following 3 Users Say Thank You to Afet-i Devran For This Useful Post: |
|
|
#89 |
![]() ![]() |
![]() Kalabalığım diyordun.Kalabalıklar arasına sıkışmıştı yalnızlığın, biliyordum.Karanlıklarda benden dahil kaçırdığın gözlerinden anlıyordum çelişkilerini.Sevmek isteyip de, engellerini; aşık olmak isteyip de, korkularını.Ben seni kısa, fakat uzun tanıyordum. Yaşanmışlıklar seni sürekli bir kördüğüme itiyordu; fark ediyordun.Yaşadıkların üstüne geliyordu eziliyordun; ses etmiyordun. Tüm insanlar güçlü biliyordu da seni; ben görüyordum zayıf yanlarını.Dermanını tüketen insanları.. Bende ses etmiyor, kim bilir edemiyordum.Hayat senin hayatındı. Eğrisiyle, doğrusuyla sen yaşıyordun.Ben küçük bir anını paylaşıyordum.Küçük anlara büyük şeyler sığdırıyorduk belki de ama nedense giden hep sen oluyordun.Gitme diyemiyordum.Cesurdum hani?Neden kırılıyordu gözlerinde cesaretim?? Yüreğimin kanayan yanlarını anlatamıyordum ve anlatamadıkça daha da tıkanıyordu damarlarım, nefes alamıyordum.Her gidişinde benden götürdüğün parça büyüyordu.Kapılar arkasına sıkışmış gözlerim kanıyordu ve daha da kısık gözlerle bakıyordum ardından.Yalan oluyordu her şey, rüya oluyordu.Kapıya dayanan sırtım acıyordu, tavana dikilmiş gözlerim.Gözlerim çok acıyordu.Elim yüreğim üşüyordu. Parmaklarım tutmuyor, hüznün ağırlığını taşıyamıyordu ayaklarım... Ayaklarımda üşüyordu... Gidiyordun..Geride kalan içemediğin kahven ve bir parça ekmek oluyordu yiyemediğin. Varlığını hissediyordum. Sen olmuyordun... Olmuyordun da, hep var biliyordum.Yıkıntılar arasından çıkmaya çalışıyordum. Üstüme devrilen duvarları atmaya ve kalkmaya çalışıyordum. Devrildikçe devriliyor ve ezildikçe eziliyordum.Yazdığın bir kaç satır takılıyordu gözlerime, okuyordum.Kanayan gözlerim damla damla kan akıtıyordu mısralarına ve arkadan gelen ses.Ya içindesin çemberin ya da dışında olacaksın" diyordu… SEN...BEN...YANİ BİZ... Var mıydı bir çember hayatımızda? Ne turası, ne yazısı olabiliyorduk hayatın. Ne içi, ne de dışı olabiliyorduk çemberin... Paranın dikliğinde, çemberin üzerindeydi yaşama savaşlarımız... Yine gelecek ve gidecektin... Gelecek, gidecektin.Ve ben her defasında ağırlaştıkça ağırlaşan,büyüdükçe büyüyen hasretinle baş başa kalacaktım.Biliyorum, bir gün gelecek o gün gelecek.Ve sen gelmemek üzere gideceksin, ben yokluğunla savaşacağım.Senle olmaya ne kadar kolay alıştıysam, sensiz olmaya bir o kadar zor alışacağım.Ellerim gidecek telefonlara biliyorum.İçim cız edecek.Kulaklarım kapı zillerinde,gözlerim yollarda ve sen yokluklarda olacaksın.Bunu benim iyiliğim için yaptığını söyleyerek;kendini kandıracaksın en çok.Yanılıyor olacaksın.Yüreğimin tahtına oturtmuşken seni; indirmek kolay olmayacak.Kim bilir belki tahtını fırlatıp atacağım ama sen hep ve çok fazla yüreğimde yer edecek,orada kalacaksın.... İSTEMESEMDE; İSTEMESENDE... SENİ SEVMİŞ OLACAĞIM.... SEVGİMİN IŞIĞIYLA KAL.... ![]() ![]() |
|
|
|
| The Following 8 Users Say Thank You to multimedia For This Useful Post: | Afet-i Devran (02-03-2010), ayisigi7 (02-17-2010), Aysel06 (12-14-2010), Derin (05-22-2010), HuznuN_KıZı (02-11-2010), maxipower (02-16-2010), SEYHAN (02-03-2010), SHeqeRSHe (12-15-2010) |
|
|
#90 |
![]() ![]() |
![]() Aşağıda herşey giderek küçülüyor küçüldükçe bütün yollar birbirine benziyor bütün ağaçlar bütün evler... Küçüldükçe,birbirine benzedikçe herşey hızla çoğalıp yokoluyor. Seni de böyle küçültebilecek miyim içimde O kentte seninle yaşanan o kocaman o küçük zaman dilimini diğerlerine benzetip çoğaltabilecek miyim?Yokedebilecek miyim? O kentin yollarında kaybolmuştum ben bütün sokaklar senin kapına çıkıyordu.Orada hangi evin kapısını çalsam sen çıkıyordun karşıma, belki de ben hep senin kapını çalıyordum. Baktığım bütün insanlarda bir parça seni gördüm,yüreğim irkilerek... Günlerce sen indin taksilarden bütün telefonlarda senin sesin soluduğum havada bile sen vardın.Durmaksızın senin kokunu doldurdum içime O kentte seninle boğulup kalmıştım. Seninle yaşamak herşeye rağmen güzel,upuzun bir düş gibi geliyor bana.Ama yalnızca bir düşle ne kadar yaşayabilir ki insan... Seninle yaşadığım tutkunun sende dokunduğum tenin, her gittiğim yerden alıp beni sana getiren kokunun ansızın tükenip yokolabileceği korkusuyla daha ne kadar yaşayabilirdim. Üstelik artık yavaş yavaş karabasana dönüşen bir düş. İkimizde o kentte oldukça hiç bitmeyecekti.Kimbilir belkide o kentin kendisi bir düştü.Bir başka kentte sevebilir miydim seni? Seni sevme cesaretini bulabilir miydim kendimde?Seni sevme sabrını gösterebilir miydim? O kent uçsuz bucaksız karmaşası içinde her gece akıl almaz raslantılarla yaşanıyor biliyorsun Her gece bütün günahları saklıyor karanlığında . Yoruyor insanı;bitmez tükenmez bir yorgunluğun içinde uyuşturuyor. Öylesine uyuşturuyor ki yaşanmış bütün hoyratlıkları, bütün düş kırıklıklarını çarçabuk unutuyoruz..Unutulmayan düş kırıklıkları ya da en derinden yaşanan pişmanlıklar hiçbirşeyi yeniden başlatmaya yetmiyor. Doğru sen milat oldun benim yaşamımda “Bir ömürde kaç kez milat yaşanır” bu soruyu sorarken ne kadar güvenliydin kendine... Oysa bana seninle yaşadığımız milattan önce de yaşadığımı bilmek yetiyor.Sende bilirsin doğada hiçbirşey tümüyle yokolmaz .Her nesne dönüşür yalnızca, sürekli olarak dönüşür yeni birşeylere. Doğanın sonsuz devinimini yaratır bu dönüşüm Bütün bunları senden öncede biliyordum ben. Şimdi senden önce nasıl yaşandıysa senden sonrada öyle yaşanacağını bildiğim kadar iyi biliyordum üstelik.Bunu bilmek öylesine güç veriyor ki bana yaşanmış tüm düş kırıklıklarını, unuttuğum tüm pişmanlıkları yeniden anımsıyorum. Beni her an biraz daha tüketen yokluğunu,bendeki yokluğuna dönüştürebileceğime de daha çok inanıyorum artık. “Kaçış bu”dedin bana .Sesin öfkeliydi. Ellerinden anladım şaşkınlığını. Seni bırakıp gideceğime hiç inanmamıştın biliyorum.. Oysa yanıbaşında gecelerboyu hazırlandım yokluğuna farketmedin. Karanlığa sığınıp usulca uykusuzluğumu değdirdim uyuyan bedenine. Senin koynunda ellerimi saçlarında gezdirirken her gece yeniden yitirdim seni.Bir daha dönmemecesine her gece bırakıp gittim. Yapamadım. Uykusuz sabahlarda yeniden çaldım kapını.Beynimdeki o deli,tutkulu çığlıklarda aradım hep koynunda buldum seni.. Bu kenttende senden de kaçabilir miyim hiç.Bu kenti ne çok severim bilirsin , Seni...Hayır kaçış değil ama karşı konulmaz bir sürüklenme duygusu bu. İnsanoğlunun bütün acılardan sonra yüzünü kendine, yalnızca kendine dönüp yaşadığı bir sürgün.Her sürgün gibi benim sürgünümde de ayrılık kaçınılmaz ve her sürgün gibi benim sürgünümden de yeni buluşmalarla dönülecek. -yılın sonunda öyle çok alışmışım ki sana Üstelik sen öyle bağladın ki beni, sana yaklaştıkça kendimi yitirdim yok oldum sonunda.Gidişim seninle yaşanan bütün yokluklardan arınmak olmalı “Seviyorum seni” demiş miydin hiç... Sanmıyorum ama sevmek tenin tene karşıkonulmaz dokunuşysa, tutkulu çağrıları bir gecenin uykusuzluğunda yatıştırmaksa eğer sevdin beni biliyorum. Diğerlerini sevdiğin kadar sevdin beni de. Bizi sarıp kuşatan o koskoca fanusun içinde,kurulu bütün değerlere gözükara bir başkaldırı olmayacak mıydı evliliğimiz... Sen,yaşamın sürekli değişen renkleriyle çoğaltabildin kendini. Yeni yeni sevgileri taşıdın sevgimize. Bende denedim,diğerlerini sevmeyi bende istedim. Ama senin kokunla öyle doluydumki ne kokularını duyabildim onların ne de soluk almayı becerebildim. Geriye yalnızca yokluğunu yaşamak kaldı bana. Yanıbaşımda yokluğuna dayanamazdım. “Bütün günahlarını bana bırakıp gidiyorsun öyle mi!...” Herşeyimi sana seninle birlikte varoluşuma borçlu olduğumu söyleyen sen değil miydin?Kimbilir doğruydu belkide...Bir tanrı olmak istedin sen;küçücük dünyamın tek tanrısı...O zaman günahlarımdan korkmamalısın, tanrıların günahı olmaz ki. İçinde doğup büyüdüğüm o kenti adım adım doldurdun. Günahlarımla,korkularımla yürek acılarımla yapayalnız bıraktın beni.Onları sana değil tümüyle sana ait olan kente bırakıp gidiyorum. Çünkü onlarda benim gibi yalnızca seninle varoldular. Oysa “Gidişim, Bendeki Yokluğun Olacak” biliyorsun. Bembeyaz bulutların arasında ilerliyor uçağım. Soluğunun başımı döndüren ılıklığını duyuyorum. Yüzün arasıra görünüp kayboluyor. Yüzünü bulutların arasında gördükçe sana henüz söylemediğim bütün sözler adına burukluk kaplıyor içimi.O kentin seninle yürüyemediğim yolları bütün kıyıları seninle açmadığım bütün kapıları adına... Yaşamın sana ait olan biriktiremediğim her anı için kahrolası bir pişmanlık duyuyorum. Yolboyu ilerliyor uçağım. Gidilecek yere henüz varılmadı. Uçak az sonra inişe geçecek biliyorum ki varılacak yerde sen olmayacaksın artık, bulutlar olmayacak. Yüzünü de yavaş yavaş unutacağım.. ![]() |
|
|
|
|
|
#91 |
|
Senior Member |
Yüregine saglık ablası her biri ayrı bi hikaye gibi,ayrı bir acı ,ayrı bi hüzün.Hic bir satırını atlamamak icin bi kac gundur soluksuz okuyorum emeklerine saglık..tskler
![]() |
|
|
|
| The Following 3 Users Say Thank You to HuznuN_KıZı For This Useful Post: |
![]() |
| Seçenekler | |
|
|