![]() |
|
|||||||
| Aşk Mektupları, Sevgiliye Mektuplar, Sevgi Dostluk Mektupları, Veda Mektupları, Aşk Mektupları, Sevgiliye Mektup, Aşk Mektubu, Ask Mektupları |
| attention: Konuya cevap yazmadan yazı ya da resim kopyalayamazsınız. |
![]() |
|
|
Seçenekler |
|
|
#1 | |
![]() ![]() |
Karanlığa düşünce gözlerim fikrime gelirsin yar.Ellerin ah ellerin yanık buğdaylara benzerdi dolaşırken ellerimde.Bela bu geceler.Belalı düşünceler.Kurulsun sabaha darağaçları şimdi boynumda yağlı ilmekle bekleyeyim seni. Tek görgü tanığım yıldızlar olsun geceden inen yüzüme.Sen hangi sevgilinin teninde bayram yeri kurmuşsan kal orda alacakaranlıklarda.Dokunma sesime dokunma nefesime.Kal gittiğin yerde.Sensiz de severim ben seni.
Hani sevgi iki yalnızlığın birbirini selamlamasıydı.Hani sevgi iki yalnızlığın teninin dokunmasıydı. Yorulmadım seni severken.Parmak uçlarını düşlerken.İçimden dışıma püsküren lavlarım kaldı senden yadigar.Ne güzel anılarım var bilsen.Irmaklara benziyor yüreğim.Her bahar dağlardan besliyor kendini.Yenileniyor aşkla.Sen içimde kaldın sevgili.Uzak mevsimlerin kırağıları yağsa da bedenine bendesin ölümüne.Seninle buldum kendimi.Keşfettim içimden geçen denizi. Büyüdüm seninle.Okyanus oldum.Affetmeyi öğrendim ihanetinde.Gülümsemeyi yalnızlığımda.Yetinmeyi,yetinebilmeyi içimdeki sevgiliyle.Gömdüm seni şiirlerime.Öldürmedim ölümüne. Yoksa yaşar mıydın bedenimde. Ah sevgili…Ne çok sen oldum teninde.Ben doğdum bittiğin yerde.Karanfiller boy veriyor heveslerimde.Kırmızıya dönüyor sabahlar.Çiy damlıyor yokluğunla gözlerime.Zamanları saymıyorum ve baharları beklemiyorum artık.Her dem acıtan bir diken bıraktın bana.Kırmızıya sevdalı akşamlarda asılı kaldı gözlerim.Diğer yarım demiyorum sana.Sen bensin.Sen benim aydınlığımsın. Bildiğinden daha güzelim şimdi.Onurlu bir aşık gibi bekliyorum geleceğin günü.Yalvarmıyorum kapılarda ve sevda şiirleri göndermiyorum martılarla.Seni benden alan çirkin yüzleri hapsediyorum hak ettikleri yere.Sen geleceksin sevgili.Yüzüme dönecek yüzün yine.Aşinası olduğun sevgiye. Sevgili… yüzümün aynasında gördüğüm en güzel düş.Canımın tatlı yangını.Mağrurluğumun kırık aynası.Kanayan kanadı içimdeki serçenin.Kapı eşiklerinde bekleyen ümidim.Hiç eksilmedin gecelerimden.Gülüşün gitmedi penceremden. bir katre alevdir bu karanfil ruhum acısından bunu bildi..( Ahmet Haşim) Acıyı sevdim seninle sevgili.Ayrı düşen yaprakları süpürdüm inadına birbirine.Adaklar adadım tanrıya.Gücüm yettiğince,bir kadın nasıl sevebilirse o kadar sevdim seni.Yok dahası,yok fazlası.Yasemin kokulu bahçelere anlattım sevdamı.Taş merdivenli sokaklarda çağırdım adını.Mumlar yaktım yarısı yanmış tapınaklarda.Kokunu sevdim sensizliğimde.Yüzüne benzeyen yüzlere döndüm. Mağrur ve huzurlu bir kadın büyüyor bu şehirde.Gelip dokunasın diye..dokunup sevesin diye.Ve her gün şiirler saklıyor sol göğsünün üstüne.Sen gelirsin diye….. SEVGİLİ EMİNE DUYMAZ
![]() |
|
|
|
|
| Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş =) |
| Sayfayı E-Mail olarak gönder |
|
|
#2 |
![]() ![]() |
Eski/tilememiş sevgilerdir, yüreğindeki büyülere tutkunluğum
Düşüne karıştı ırmaklarım, sen benim en kutsal suskunluğum Yüreğindeki yenidünyanın sorgusuz tutanaklarındayım sanki Ben sende buldum sevdayı, zeytin gözlerinde yitiğim şimdi… Aralık bırakılan düş ormanlarından kanatlanarak gelmişsin bu çelişkili küreye ağlayarak. Melekler yüreğinin Nil nehirlerinde yıkamışlar seni, bütün gülüşleri aşkla kutsayarak. Güneşler biçmişler sonra ömrüne, yaşanılır bütün güzellikleri künyene işleyerek. Sevdayla doldurmuşlar kalbini, aşk tarlalarına sevginin tohumunu serperek. Gül dikip toprağa, sevgiyle sularız bir zaman. Yaşam ışığıyla gece ve gündüzün lokmalarıyla sararız gönül ağrılarımızı gülüm. Her mevsim baharında bayram sevinciyken umut, gün gelir düşünüşlere sereriz yürek çarşafımızı. Takvim yaprakları düştükçe duvarlardan ağlamalara daha çok alışırız bir gün. Sevda ağulu bir lokma işte, hayat değirmeninden çuvalımıza ne akarsa onunla avunuruz. Dudağından dökülen sözcüklerin hangisini yüreğimde kendime ayırsam bilmiyorum. Hangi düşünüşünü es geçerek bir sevda ırmağını akışına bıraksam. Sendeki vefa ve aşkla dolu bu kalbi hangi eylemin üzer, hangi sözün darmadağın eder düşünemiyorum. Her anımdasın artık ve ben evrim değiştirdim. Seni sevmenin büyüsüyle bir tanem, kendimden geçtim. Sen uzak yolculuklardan dönmüş bir denizkızı gibi ne gözlerimin sorgularını, ne de ruhunun yorgunluklarını görmezden geliyorsun. Umursamazlığın düşüyor yüreğime ve nedendir ağlamak da istemiyorsun özgürce. Yokluğunun sürgünleri ne çabuk meyveye durmuş sevdam, özlemimi bile sevmiyorsun. Kendinden, hayattan delice kaçarak bu sevdalını farkında olmadan ağlatıyorsun. Günlerin bekleyiş kolyesiyle iki ayrı şehirdi özlem. İki ayrı yürektik, ama bütünden koparılan kokulu bir ekmektik seninle. Beyaz bir kuşla ülkene gittin gideli eskisi gibi aşk bardağına dolamadık nedense. Şiirler biriktirdim sana kadınım, sözcüklerinde kızıl güneşler dönen. Şarkılar ki, her biri hasretine söven, kollarından koptum kopalı bu kafese dar geliyor bu beden. Özlemim hep büyüktü sana, say ki dağlar deviren, ırmakları gülüşünle tersine çeviren. Yalnız gülüşler vaktidir avunduğumuz şimdi, selamsız. Her yangının son çıtırtısı küle düşer yankısız. Zamana emdirdik ıslak dudaklarımızı birbirimizden habersiz. Düşlerimizi yaşamdan, sezgilerimizi dumandan aldık en sonunda yalansız. Günler içiyoruz durmadan ayrı kadehlerden. Birbirimizin sularından uzak düşler tarlasına umut ekiyoruz. Kelimelerin pastil sağrılarından ağrılar çekiyoruz, gamsız, kedersiz, yüreğimizdeki ağuları dökemiyoruz niyetlenip niyetlenip. Böyle bir sevda işte bizimkisi, zahmetsiz. Şimdi koyup sıcak yastıklara başımızı sere serpe, gecenin ayazında dilinin paslarını çözmek istiyorum. Her yaz döngüsünde sonsuzluğun ayinine katılır beden. Terler dökülür ruhunun uçsuz bucaksız vadilerinden. Geriye dönüp baksan göreceksin belki, umursamazlığa sardığın en güzel yaşanmamışlıkları ve böylesi anlarda ‘kahretsin’ demek daha kolaydır. Uzaklaşırsın yankımdan, tutunamazsın kendi dalında, savrulmak istersin yaprakça. Son notlarını düşersin aşk günlüğüne zamanla, belki de ağlarsın. Sevda vefadır gül yüreklim, mevsim güze dönünce nasılsa anlarsın. Sanki görünmez ellerin kurgusuyla meçhul mesajlar düşer ruhun krallıklarından yüreğimize. Cennetimizi ararken biz, hiçbir zaman kendi çadırlarımızı terk edemeyiz. En güzel şiirimi yazmadan ben sana, sen en güzel aşkların yollarını ararsın masum adımlarınla. Zorludur oysa bedenin sevdaya kokusunu düşürmesi. Korkak adımlarla yollar tükenir, iğrenç bir gecenin paklanılışına sular dökülür. Gecenin namlusuna er geç hüznün sancısı sürülür. Çocukluğumun kahır dolu slâytlarından dönünce bugüne, en görkemli kare, dizlerimde uyumaya çalıştığın o kutsal geceydi bende. Zaman kahırlı bir ağıt anlayacağın bebeğim ve isyan aynı her devirde. Sevda sürüyorum yorgun yüreğime ve belki unutuyorum yaşamadığım günleri vefa dolu gülüşünle. Sureti bozuk duygusuzlara inat, dönüyor işte bu anlamsız, iğrenç küre. Bu gün boyu gerilen sevda yayını yüreğinle asılıp ne çok uzaklara atıyorsun, bilmiyorsun. Dağ kokulu nefesinle, ılgıt ılgıt sesinle, en doyumsuz orman esintinle gözlerinin sedirlerinde ağırlıyorsun şu yorgun bedeni. İşte böylesi anlarda daha çok sorguluyorum aşkı ve daha fazla sevda sözleri büyüyor yamacımda. Öfkemin okları kendime dönüyor, içimdeki karanlığına ışıkların doluyor aniden. En uç özlemin kırık dayanılmazlığıyla günler yutarız peş peşe, aşk tabletleriyle. Ruhumuzun bildik benzeyişleriyle kelimeler biriktiririz birbirimize. Yanarken rüyalarda, biz birbirimize sarılırız cesurca. Özlemin pembe uyanışlarıyla çözülür dizginlerimiz o an. Bulutlara serili bu aşk döşeğinde özgür çığlıklarla buluşturup dudaklarımızı kenetleniriz sonsuza kadar. Avuçlarımızda yanarken aşk, biz yarınların sularında yıkanırız sevgiyle. Yüreğinin zili çalınca, döneriz gerçeğimize aniden. O an, kırık bir plakta sesini ararım aşkın. Aynı korkuların damarı yürürken can evimize, biz rüyalarda güneşi aşırırız dağlardan, denize ağlar atarak. Islak ormanlardan geçer, yaşamın çelik kanatlarıyla kendimize sığınaklar ararız. Damlalar düştükçe akşamlara, yıldız düşüşlerine keder, umutlarımıza dilekler yatırırız biz. Hoppadır yine de sevinçlerimiz. Aklımızı çelen çağrılarda meraklarımızı besleriz. Hep yorgun zamanlardır gülüşümüzün korku tüneli, ağrılarımız suskun nöbetleri tutarken. Mavidir gülüşlerin, ben denizlerin tuzuna şiir yatırırken. Günlerdir sana susuzluğumu sakladım kendimden bile, sen uykusuzluğunun yasını çekerken. Gözlerindi içimde gizlediğim ve yüreğime anlatıp durdum seni hiç bıkmadan. Neyi yaşamışsam, hangi sevdadan ipsiz yolculuklarla dönmüşsem suskularımdı yalnızlığım. Sevdanla, sen sesim, soluğum oldun. Sen aşksız geçen dünüm, sen yaşanmamış bugünüm ve takvimlerde bekleyen yaşanacak yarınımsın. ![]() |
|
|
|
| The Following 4 Users Say Thank You to multimedia For This Useful Post: |
|
|
#3 |
![]() ![]() |
Soğuk ve yağmurlu bir günde sıcacık bir merhaban ile başladı her şey.
O buz gibi soğuk günde öyle ılık ılık indin ki yüreğime , sevgiye susamış gönül dallarıma can suyu oldun umut oldun. Umudun rengi maviydi .. Aynı adımın anlamı gibi.. Dedin yüreğim yüreğine dokundu bu yüzden sevdik birbirimizi.. Bir mavi boncuk ve bir mor menekşe benden sana..! Seni çok seviyorum bunu asla unutma....! Öyle sevdim ki seni, gönlümün sırça sarayına padişah yaptım. Bu da yetmedi korktum bırakırda bir gün gidersin diye , başladım ilmek ilmek düğüm, düğüm nakış gibi, gökyüzünün mavisini, gelin duvağının saf beyazlığını, Kırmızının ateşini, yeşilin kutsallığını ,pembenin masumiyetini ve ipeğin zarifliğini katarak yüreğime işlemeye seni. Sevdim seni, seninde beni sevmeni umut ederek... Sen kendi dünyasında Aşk’a aşık, Aşkı tek bir şeyde değil her yerde her şeyde arayan deli bir adam. Ben Aşkı sen de bulduğunu sanan kör bir aşık. Zaman oldu, gecenin perçemini seninle taradım. Günün yüzünü seninle yıkadım. Zaman oldu , zamansız bahar tomurcukları açtı yüreğim. Zaman oldu, uğruna siyah inciler döktü ki gözlerim. Zaman oldu, senden kilometrelerce uzakta bile bir kalp atışı kadar yakın oldun.. Ve Bir zaman oldu .. Ben sen oldum ..Sen..Ben..ve birde sevdamız... Bak sevdam, bu sabahta hazırladım kahvaltımızı.. Tavşan kanı çayını demledim. Ekmeklerini kızarttım. Sevdiğin reçelden de koydum...Belki fark etmezsin ama tutam tutam sevgi de ektim masamızın her bir köşesine... Dışarısı yine soğuk... Yağmurda atıştırmaya başladı... Birazdan hızlanır... O zaman hiç gelmezsin belki... Zaten o kadar uzun zaman oldu ki sen gideli.... Ne olur artık gel.. Bak mor menekşende benimle... Avuçlarımda gittiğin günden beri biriktirdiğim umudum.. mavi boncuklarım.. Hadi sevdiğim, Hadi yüzümün gülen yanı... Söyle hala gelmeyecek misin...? Söyle hala sevmeyecek misin beni ...? ![]() |
|
|
|
|
|
#5 |
![]() ![]() |
Söylemek istediğim sözler var. Anlatılacak hikâyeler, anılar. Gücüm olsaydı da eski suçsuzluğumu anlatabilseydim. Tek haykırış nefesim kalmadı şimdi. Anlatamasam da, yüreğime kazmışım onları, soğuk gecelere sarılmışım...
Anılarımda esen meltem rüzgârlarıyla savrulmuşum, yorgun kaldırımları aklıma getirip, yine uzak yollar düşlemişim. Anlatsam da, acı verse de kopamamışım senli günlerden. Pişman mıyım? Asla... Yaptığım hiçbir şeyden pişman olmamayı öğrendim yıllar önce. Her ne olursa olsun, kararlarımın arkasında durmayı. Ama içimde karşı koyamadığım, yüreğime yayılmasını engelleyemediğim bir duygu; özlem... Bana ne oluyor. Bilmiyorum. Eski günlerin akışlarıyla rüzgârları dize getiren, hırçın karşı koyulmaz, sözünden dönmez çaresizlik içinde. Korkuyor, çünkü kendisine itiraf edemediği bu hain duygu iliklerime işliyor, bu benim. Ve yüreğim, parçalanırcasına özlüyorum. Nerelerde şimdi o giderken içimi dağlayan gurur?.. Lanet olsun ki sen beni mahvederken karşı koyamayacak kadar güçsüzdüm. Oysa kendimi senin yerine içimden fışkıran sevgiye kaptırsaydım, ne şimdi böyle çaresiz, ne de bu satırları yazmak için nedenim olurdu. Artık geri dönüşü yok bunun. Mucizeleri ise hakketmiyorum... Keşke o geçse yine, beraber yürüdüğümüz yollardan diyorum, keşke demekten nefret ederek. Artık eski halim kalmadı hiç. Gözlerimde yanan o ışık çoktan söndü. Eski coşkusu yok yüreğimin. Bedenim, bu kendinden nefret eden ruhu taşımak istemiyor. Sen ne yapıyorsun hiç bilmiyorum. Biliyor olsam bile karşına çıkacak cesaretim yok. Biliyorum şimdi çektiğim ne varsa hepsini hak ettim... Ve Bir İtiraf Asla Göründüğüm Kadar Güçlü Olmadım... ![]() |
|
|
|
| The Following User Says Thank You to multimedia For This Useful Post: | gurbet (10-20-2011) |
|
|
#6 |
![]() ![]() |
SENİ ÖZLÜYORUM...
Seni ariyorum Bu sehrin bütün sokaklarina sinmis Sensizligin Köse basindayim Avuçlarimda kirik Yalnizligim Dökük pismanliklar Avuntusuz çikmazlara dogru yürüyorum Bütün umutsuzluguma inat Yine seni ariyorum... Dudaklarimda bildigin o islik Sokak lambalarina siginiyorum Hafiften bir yagmur agliyor benimle Bir deli rüzgar saçlarimda Yalnizliktan üsüyorum Bulamayacagimi bile bile Yine seni ariyorum... Anlatacak nelerim var bir bilsen Içimde ihtilaller kopmus Kendime sürgüne verdim Mutlulugum çoktan iflas etmis Itiraza hakkim yok biliyorum Beni savunmak sana düstü Seni ariyorum... Yarim kalmis siirlerim gibisin Yasanmamis çocuklugumsun anilarimda Öylesine eksigim sensiz Öylesine sahipsiz Iste bütün umutlara havlu attim gidiyorum Içinde geç kalmisligin çaresizligi Çocuklar gibi agliyorum Ve gel görkü her damla gözyasimda Yine seni ariyorum... ![]() |
|
|
|
|
|
#7 |
![]() ![]() |
Bakışlarının gizli burçlarında seni kazanmak için uğradığım bütün ülkelerde seni soruyorum geride kalan günlerime. Bir tanyeri ağartısında depremlerin yerle bir ettiği kentlerde, elleri havada kalmış tüm ceset görüntülerinde dilimdeki dua, yüreğimdeki ateş ve bedenimdeki güçle, bitimsiz bir yolculuğun tüm durak yerlerinde, acılara ve sevinçlere sarıldığım tüm ağaç altlarında seni, yalnız seni düşünüyorum.
Yüreğimdeki sürgün sözcüklerde, ülkene koşumlanan tüm çıplak atların sağrısında gözlerin akar, nehirler gibi yüreğime. Bir öfkenin eteklerinden tutup, dikersin o sevdalı gözlerini gözlerime. Bir ucunda mavi, diğerinde yeşil denizlerin aktığı gözlerin, ateşten demirler akıtır keskin kalemime. Biz ki, o bakir kavgalarda, firari bir sevginin kanayan şiirini yazdık birlikte. Ellerimiz örümcek ağlarına takıldıkça da birbirimizi sevdik. Evrendeki tüm taşların parlak yüzüne oluk oluk, irin irin sözcükler çizdik. Çamurlar içindeki insan figürlerinde tüm bilgeler yüreklerini bir tufan alkışa verirler bu hayat sahnesinde. Şarkıların sokaklarda gezindiği gecelerde, gökte yıldızlar ışıklar toplar. İğde çiçekleri dolar çocukluğumun penceresinden içeri. Yalnızlığımın küskün duruşlarında toprağım hep yeşil, parmaklarım yediveren çiçekler gibi kıpır kıpırdır. Kör bir umudun binlerce heykelini yapıp satranç oynarım ömrümün tüm baharlarında. Kanadıkça ruhumuz, kanadıkça yüreğimiz tütün basarız kanlarımıza. Her türkü unutuluşu çalmasa da, severiz acılı mısraları. Gece ******rken önümüzde bir karaca su içer çamurlu göllerimden. Yabanıl bir uykuda kireçsiz badanalı odalarımdan sızar çizgili slüetler. İçime ansızın bir yıldırım düşer ve duyarım sesini yüzyıl ötelerden. Giderken sana bıraktığım tüm şarkıları tekrar dinlersin ve yüreğindeki öfkelerin hiçbir işe yaramadığını bir kez daha anlarsın. Her acıdan mağrurluğu, her bozgundan unutulmuşluğu ve her bakıştan bir okşanmışlığı yarattık yine de. Soluksuz ve donuk gecelerde binlerce gece ve her gece bir daha uyanmamaya yattık. Bir gelinciğin küçücük ömrünü gördükçe, bir arının vızıltısını sezip kovanına girdikçe ve bir karıncanın labirentinde yaşamı gördükçe güçlendik. Şiirin irinlerinden biz, her zaman yeni sevdalar çıkardık. Oysa ki, ellerimin rengi hep düşkün kaldı sana. İçimizde çalan her türkünün sözcüklerinde güneş her sabah yeniden ısıttı bedenimizi. Ve biz o güneşlerde parlak bir tüfek kadar kararlı ve düşlerimizdeki kavgalar kadar inatçı, ormanlarımızdaki yontular kadar esrarlı kaldık. Her sevdanın hikayesi gibi, her aşkın yazgısı gibi ve her yaşanmamışlığın gizemi gibi birbirimizi hep aradık. Ayrılığın toplanmamış tüm ağlarında boşuna aramışız oysa, gidince dönmeyecek aşkları. Yüreğim seni andıkça paramparça, yüreğin beni bekledikçe yorgun adresler sokağında kalacak biliyorum. Ateşle büyüyen her madende en çok gözlerin bölüyor karamsarlığımı. Ve ben seni düşündükçe, seni özledikçe efsane ormanlarına dalıyor ve seni arıyorum. Aşkın bütün felsefelerinde bir met cezir gibi çoğullaşıyor, isimsiz bir gezegen oluyorum. Okyanus oluyorum, denizleri yutuyorum ve ırmaklara bölünüp ülkene dağılıyorum. Sen ki, gözlerime sığmayan bir dolunay gibi neyin var, neyin yoksa içime doluyorsun. Işığın uyuduğu, bir kaplumbağanın sabırla yürüdüğü ormanlarda saklandığım yerlere yürüyorsun. Erken yaşlanmış yıllarım ve bakışlarımda örümceklenen sevdalarım, düşümdeki isimsiz ırmaklarım seni bekliyor inadına. Sevdanla karanlıklarımı dağıttım, bakışlarına dolanıp kaldım. Sırtımızdaki yorgun aşklar bohçasını serip altımıza bitmesini hiç istemediğimiz bir gecedir düşlerimizdeki şimdi. Odamızdaki bitimsiz sarılışlarda kollarımızdaki tutsaklık kelepçesini kırarak birbirimizi bulmak istiyoruz. Parmaklarındaki yıldız kümecikleriyle yeni bir kader çiz istersen alnıma. Renkten renge dönen şu ozan göğsümü parçala ve yağmur damlalarıyla yıka sabırla. Dört yanımızdaki gökkuşağına binlerce renk kuşağı çiz sözcüklerinle. Dilinin uçurumunda, yüreğinin ışığında ve aşkının kimyasında gir düşlerime. Götür beni bakir adacıklarına, götür korsansız sularına. Aşkının defne yollarında ve yüreğinin koridorlarında ben, senin ülkende ölmek istiyorum. ![]() |
|
|
|
![]() |
| Seçenekler | |
|
|