![]() |
|
|||||||
| Aşk Mektupları, Sevgiliye Mektuplar, Sevgi Dostluk Mektupları, Veda Mektupları, Aşk Mektupları, Sevgiliye Mektup, Aşk Mektubu, Ask Mektupları |
| attention: Konuya cevap yazmadan yazı ya da resim kopyalayamazsınız. |
![]() |
|
|
Seçenekler |
|
|
#8 | |
![]() ![]() |
Gözlerinin içi gülsün gülerken, bakışların pırıl pırıl olsun ve her zaman nemli kalsın göz pınarların bunu sakın unutma.
Zamana güven ve onun senin en büyük dostlarından biri olduğuna inan. Acılarının ve felaketlerinin ancak onun koynunda uyuyabileceğini unutma. Başına gelenlerin günün birinde kişisel tarihin ayrıntılarından biri olmaya mahkum olacağını unutma. Her çiçek sevgilin olsun, her sevgilin ise bir çiçek. Açık tut gönlünü tüm güzelliklere. Aydedenin sihrini gönderdiği gecelerde, uyuyarak çalma hayatından saatlerini. Gecenin içinde yolculuğa çıkmayı unutma. İçinde hiç ölmeyecek bir gençlik virüsü yarat ve kaç yaşında olursan ol, her zaman yirmibeş yaşında kalman gerektiğini unutma. Seni sen yapan yanlarından asla taviz verme. Onunla bir yaşam sürebilmen için, şartlar ne olursa olsun direnmeyi sakın unutma. İçindeki seni katletmeye kalkma sakın. Kendine vuracağın her darbenin seni senden biraz daha uzaklaştıracağını unutma. Korkma mahallenin delisi olmaktan. Doğrucular ne kadar çoğalırsa, hayat mutlaka daha iyiye gidecektir, unutma. Hatanın affedilmeyecek olanından kaç, ama hata yapmayayım diye de ziyan etme yıllarını. Unutma ki, hiç hata yapmayan bir insan, hayatta yapabileceklerinin en iyisini yapamamış demektir. Korkma insanca korkularından ve korkunun kendisinden çok, onun beklentisinin daha korkutucu olduğunu unutma. Bir anlamı olsun kendinle yaptığın kavgaların. Ve hep ileriye taşısın seni. Kendin ile kavgalara attığın adımlardan korkma. Açık bırak pencereni ve sabah güneşinin rüzgarı önüne katarak perdelerle yapacağı raksa dönük olsun bakışların. Küçücük mutlulukların görkemine inandır kendini ve gülümse. Umutların bitmesin asla izin verme....
![]() |
|
|
|
|
|
|
#9 |
![]() ![]() |
Güvenmeli miyim sana bana bu kadar acı çektirdikten sonra yoksa terk mi etmeliyim büsbütün bütün hayallerimi...
gelmek miydi, seni görmek miydi bütün özlemlerin sonu... hani uzaklar büyük aşkları daha da güçlendirirdi, yoksa bizim aşkımız senin gözünde boş muydu... acımadı mı kalbin bırakıp giderken zavallı yüreğimi, hayallerimi umutsuz ve çaresiz... kalbin öyle taş ki sevgili ezmişti beni. dayanamıyorum artık ne olur çektirme bana bu eziyeti... ya konuş yada tamamen bırak git.. "beni anla diyemiyorum sana. bana ne olduğunu bende bilmiyorum ama sen üzülme seni seviyorum" deyip 1 hafta aramayan sen...ne demek ben çözemedim bu sözlerin anlamını yoksa benim anlamadığım anlamlar mı gizli altında (var mı anlayan söyleyin lütfen)... kalbim sıkıntıdan durmuyor artık sessizce bekliyor dönüşünü... ama biliyorum ki eskisi gibi olmayacak hiçbir şey (döneceğinden emin de değilim ama) sevmeyeceğim eskisi gibi... aşkım demeyeceğim tutkuyla... sarılmayacağım içten... öpmeyeceğim dudaklarını... üşüdüm dediğinde tutmayacağım ellerini... gözlerine bakarak ilk aşkım demeyeceğim artık... her gün aramayacağım ve merak etmeyeceğim nerde diye... sabahları güneşin doğuşunu izlemeyeceğim artık senle... ve güneşin batışını... kaybettin sen, belki de kazandın sanıyorsun ama KAYBETTİN... ve asla kazanamayacaksın... çünkü sende yürek yok seni sevmiyorum artık diyebilecek yürek... Ama ben her mesajımda tekrarlıyorum sana sevgimi çekinmeden ve artık senin b aşkı bitirdiğini bile bile... Ve kalp kırdın sen. kırdın kelebeğin kanadını ve öldürdün uğur böceğini. canlanmaz artık onlar bittiler ... İŞTE ARTIK BENİ DE CANLANDIRAMAZSIN... BENDE BİTTİM ... SEVGİMDE BİTTİ... VE SEN ; SENDE BİTTİN...... niyazi bilgin ![]() |
|
|
|
|
|
#10 |
![]() ![]() |
Uykuların kaçar geceleri, bir türlü sabah olmayı bilmez. Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya, Deli eden bir uğultudur başlar kulaklarında Ne çarşaf halden anlar ne yastık. Girmez pencerelerden beklediğin o aydınlık. Onun unutamadığın hayali, Sigaradan derin bir nefes çekmişçesine dolar içine. Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın. Sevmek ne imiş bir gün anlarsın. Bir gün anlarsın aslında her şeyin boş olduğunu. Şerefin, faziletin, iyiliğin, güzelliğin. Gün gelir de sesini bir kerecik duyabilmek için, Vurursun başını soğuk taş duvarlara. Büyür gitgide incinmişliğin kırılmışlığın. Duyarsın, Ta derinden acısını, çaresiz kalmışlığın. Sevmek ne imiş bir gün anlarsın. Bir gün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin. Niçin yaratıldığını. Bu iğrenç dünyaya neden geldiğini. Uzun uzun seyredersin aynalarda güzelliğini. Boşuna geçip giden günlerine yanarsın. Dolar gözlerin, için burkulur. Sevmek ne imiş bir gün anlarsın. Bir gün anlarsın tadını sevilen dudakların. Sevilen gözlerin erişilmezliğini. O hiç beklenmeyen saat geldi mi? Düşer saçların önüne, ama bembeyaz. Uzanır, gökyüzüne ellerin. Ama çaresiz, Ama yorgun, Ama bitkin. Bir zaman geçmiş günlerin hayaline dalarsın. Sonra dizilir birbiri ardına gerçekler, acı. Sevmek ne imiş bir gün anlarsın. Bir gün anlarsın hayal kurmayı; Beklemeyi, ümit etmeyi. Bir kirli gömlek gibi çıkarıp atasın gelir Bütün vücudunu saran o korkunç geceyi. Lanet edersin yaşadığına... Maziden ne kalmışsa yırtar atarsın. O zaman bir çiçek büyür kabrimde, kendiliğinden. Seni sevdiğimi işte o gün anlarsın. ![]() |
|
|
|
|
|
#11 |
![]() ![]() |
Bakışlarının gizli burçlarında seni kazanmak için uğradığım bütün ülkelerde seni soruyorum geride kalan günlerime. Bir tanyeri ağartısında depremlerin yerle bir ettiği kentlerde, elleri havada kalmış tüm ceset görüntülerinde dilimdeki dua, yüreğimdeki ateş ve bedenimdeki güçle, bitimsiz bir yolculuğun tüm durak yerlerinde, acılara ve sevinçlere sarıldığım tüm ağaç altlarında seni, yalnız seni düşünüyorum.
Yüreğimdeki sürgün sözcüklerde, ülkene koşumlanan tüm çıplak atların sağrısında gözlerin akar, nehirler gibi yüreğime. Bir öfkenin eteklerinden tutup, dikersin o sevdalı gözlerini gözlerime. Bir ucunda mavi, diğerinde yeşil denizlerin aktığı gözlerin, ateşten demirler akıtır keskin kalemime. Biz ki, o bakir kavgalarda, firari bir sevginin kanayan şiirini yazdık birlikte. Ellerimiz örümcek ağlarına takıldıkça da birbirimizi sevdik. Evrendeki tüm taşların parlak yüzüne oluk oluk, irin irin sözcükler çizdik. Çamurlar içindeki insan figürlerinde tüm bilgeler yüreklerini bir tufan alkışa verirler bu hayat sahnesinde. Şarkıların sokaklarda gezindiği gecelerde, gökte yıldızlar ışıklar toplar. İğde çiçekleri dolar çocukluğumun penceresinden içeri. Yalnızlığımın küskün duruşlarında toprağım hep yeşil, parmaklarım yediveren çiçekler gibi kıpır kıpırdır. Kör bir umudun binlerce heykelini yapıp satranç oynarım ömrümün tüm baharlarında. Kanadıkça ruhumuz, kanadıkça yüreğimiz tütün basarız kanlarımıza. Her türkü unutuluşu çalmasa da, severiz acılı mısraları. Gece ******rken önümüzde bir karaca su içer çamurlu göllerimden. Yabanıl bir uykuda kireçsiz badanalı odalarımdan sızar çizgili slüetler. İçime ansızın bir yıldırım düşer ve duyarım sesini yüzyıl ötelerden. Giderken sana bıraktığım tüm şarkıları tekrar dinlersin ve yüreğindeki öfkelerin hiçbir işe yaramadığını bir kez daha anlarsın. Her acıdan mağrurluğu, her bozgundan unutulmuşluğu ve her bakıştan bir okşanmışlığı yarattık yine de. Soluksuz ve donuk gecelerde binlerce gece ve her gece bir daha uyanmamaya yattık. Bir gelinciğin küçücük ömrünü gördükçe, bir arının vızıltısını sezip kovanına girdikçe ve bir karıncanın labirentinde yaşamı gördükçe güçlendik. Şiirin irinlerinden biz, her zaman yeni sevdalar çıkardık. Oysa ki, ellerimin rengi hep düşkün kaldı sana. İçimizde çalan her türkünün sözcüklerinde güneş her sabah yeniden ısıttı bedenimizi. Ve biz o güneşlerde parlak bir tüfek kadar kararlı ve düşlerimizdeki kavgalar kadar inatçı, ormanlarımızdaki yontular kadar esrarlı kaldık. Her sevdanın hikayesi gibi, her aşkın yazgısı gibi ve her yaşanmamışlığın gizemi gibi birbirimizi hep aradık. Ayrılığın toplanmamış tüm ağlarında boşuna aramışız oysa, gidince dönmeyecek aşkları. Yüreğim seni andıkça paramparça, yüreğin beni bekledikçe yorgun adresler sokağında kalacak biliyorum. Ateşle büyüyen her madende en çok gözlerin bölüyor karamsarlığımı. Ve ben seni düşündükçe, seni özledikçe efsane ormanlarına dalıyor ve seni arıyorum. Aşkın bütün felsefelerinde bir met cezir gibi çoğullaşıyor, isimsiz bir gezegen oluyorum. Okyanus oluyorum, denizleri yutuyorum ve ırmaklara bölünüp ülkene dağılıyorum. Sen ki, gözlerime sığmayan bir dolunay gibi neyin var, neyin yoksa içime doluyorsun. Işığın uyuduğu, bir kaplumbağanın sabırla yürüdüğü ormanlarda saklandığım yerlere yürüyorsun. Erken yaşlanmış yıllarım ve bakışlarımda örümceklenen sevdalarım, düşümdeki isimsiz ırmaklarım seni bekliyor inadına. Sevdanla karanlıklarımı dağıttım, bakışlarına dolanıp kaldım. Sırtımızdaki yorgun aşklar bohçasını serip altımıza bitmesini hiç istemediğimiz bir gecedir düşlerimizdeki şimdi. Odamızdaki bitimsiz sarılışlarda kollarımızdaki tutsaklık kelepçesini kırarak birbirimizi bulmak istiyoruz. Parmaklarındaki yıldız kümecikleriyle yeni bir kader çiz istersen alnıma. Renkten renge dönen şu ozan göğsümü parçala ve yağmur damlalarıyla yıka sabırla. Dört yanımızdaki gökkuşağına binlerce renk kuşağı çiz sözcüklerinle. Dilinin uçurumunda, yüreğinin ışığında ve aşkının kimyasında gir düşlerime. Götür beni bakir adacıklarına, götür korsansız sularına. Aşkının defne yollarında ve yüreğinin koridorlarında ben, senin ülkende ölmek istiyorum. ![]() |
|
|
|
|
|
#12 |
![]() ![]() |
Sende Artık Git İstersen..Bu içinde "sen" geçen cümlelerimin en "sonuncusu" olacak diyerek başlıyorum hep, her kalemime dokunduğunda elim.. Ne "Sen" siz oluyor, ne "Son"suz... "Hadi artık git istersen." Fikrimden, düşüncemden, bütün mazimden, geleceğimden, "Ben" den, "Biz" den. Artık tek başıma yazmalıyım kendi hikayemi. Kendim koyup noktalarını, kendim silmeliyim virgüllerini. Tüm cümlelerimin öznelerinden silinmeli adın, yüklemlerininse "miş" li geçmiş zamanında kalmalı yaşanan her şey. Ben çoktan geçtim "Biz" den.. "Sen de artık git istersen.." Ben yokluğunu daha ağır zannederken, yıllardır, yollardır, oysa ki varlığın daha ağırmış bana. Günlerdir sözcükler düğümleniyor boğazımda, tıkanıyor nefesim. Herkese, herşeye sustum ama, bilsen öyle zor ki susmalar sana. Birşeyleri görüp te dokunamamak, kimselere anlatamamak içinden geçenleri, sıkışıp kalmak soyutlanmış bir zaman diliminde, bunca kalabalığın arasında yalnız, yapayalnız hissetmek kendini.. O kadar sessizce bitiyorum ki, sesimin yankısı kırıyor tüm bedenimi. "Şimdi sen de git istersen..." Hıçkırıklara boğulsun bu şehir ardından, hırçınca sahile vursun dalgaları denizin, tüm kaldırım taşları şahit olsun gidişine.. Çığlıklar atsın omzuna yaslanıp, bir buruk hüzün, bir kaç damla gözyaşıyla dinlediğim bütün şarkılar.. Kaybolsun gökyüzünün mavileri, hiç bitmesin soğuk, efkarlı gecem. Yıldızlar birer birer düşüp semadan, yitirsinler ferlerini. Ben çıkıp kendi hayatımın içinden, sessizce, sakince, hiç yokmuşum, hiç olmamışım gibi karşıdan izleyeyim sadece bütün olan biteni.. Aldırma sitemlerime, gözyaşlarıma. Bakma ardına.. "Sen de şimdi, git istersen" ![]() |
|
|
|
|
|
#13 |
![]() ![]() |
Tutunduğum tüm dalları kıran, korkunç bir fırtınaydı yokluğun !!! Anlatmak mümkün mü bilmiyorum Kelimelere, sayfalara sığdırılabilir mi sensizlik... Başı olur muhakkak da sonu gelir mi yazının... Sen diye başlayıp, yokluğunla tamamlasam cümleleri Merhem olabilirler mi yaralarıma... İçimdeki bu eksiklik, ıssızlık, yansımaz mı satırlara... Birazdan göreceğiz sanırım çekiştirip durduğu kalemi, elimden alır almaz yüreğim... Sen, gölgesinde dinlendiğim kökü bende bir çınardın... Gazel dökmüş bir bahardı yokluğun! Sen, bir saçak altıydın dolu yağarken sığındığım... Dağ başında tahta, küçük bir kulübe ayazlarda ısındığım... Tutunduğum tüm dalları kıran korkunç bir fırtınaydı yokluğun! Sen, hep yolumun üzerinde suyu sonsuz bir pınardın... Tenimde, yüreğimde çöl yanığıydı yokluğun! Sen, ayrılığı bile sevdiren sapsarı bir güldün, Kavuşmaların o tatlı heyecanı... Ömrüme yüklenen; anlamsız, tesellisiz bir hasretti yokluğun! Sen, türküler gibi yanık, mısralar gibi hoyrattın... Şiirleri dilsiz, türküleri issiz bıraktı yokluğun! Sen, bakmaya doyamadığım siyah-beyaz bir fotoğraftın... Atmaya kıyamadığım eski, değerli bir kitap... Sen, bütün yorgunluğumu alan bir akşam güneşiydin... Umudumu besleyen serin bir seher yeli... Sen, dağların bağrında kirlenmemiş bir ırmaktın... Kumsalımda serinleyen çığlık çığlığa bir martı... Sen, avuçlarımda taze ekmek kokusuydun... Yüreğime kazınmış muzip, şirin bir gülümseme... Dinmeyecek sandığım gözyaşlarıydı yokluğun! Sen, tozpembe ruyalardın ilk sana anlattığım... Uyanmayı beklediğim bir kabustu yokluğun! Sen, ''!Bensiz yaşarsın, sensiz yaşamayı denerim!'' derdin... Bizsiz yaşayamadığım, dipsiz bir karanlıktı yokluğun! Sen, en tatlı sohbetlerin gevezesiydin... Sözü hiç tükenmeyen bir düş gezgini... Ortasında boğulduğum sessizlikti yokluğun! Sen, kadehimdeki en berrak şaraptın, gökyüzümdeki en parlak yıldız... Avuntusuz gecelerin korkusuydu yokluğun! Sen, aklın başında değil de, yüreğin elindeyken gelirdin bana... Sanki soluk soluğa yaşanmalıydı herşey, hep aceleciydin... Elimi bir yerlere koyamadığım, duvarlardan nefes alamadığım... Tarifsiz bir sıkıntı, tekdüze bir ümitsizlikti yokluğun! Sen, mutlulukla kıydığım; ölüm ayırana kadarlık bir nikahtın... Sıranın acıya geldiği, bir bedeldi yokluğun! Sen, yazılarıma eni konu yerleşmiş; adı, cismi belirsiz bir sevda... Mutlulukla sarmaş dolaş bir hüzündün! Kalemimi tutuşturan... Ölümü, hasreti cümlelerime taşıyan bir ateşti yokluğun! Sen, hayatla yaptığım bütün savaşların ganimetiydin... Namlusu yüzüme dönük bir silahtı yokluğun! Sen, vazgeçmemin engeliydin; anlaşmaya hep uydum... Ölümle hayat arasında gidip gidip geldiğim, Rus ruletiydi yokluğun! ![]() |
|
|
|
|
|
#14 |
|
CEZALI |
Bu kadar sitem dolu serzenişten sonra İNSAN nasıl terk edebilir.Ben kendi öz nefsimde katiyen yapamam.Elinize yüreğinize sağlık.
|
|
|
|
![]() |
| Seçenekler | |
|
|